top of page
Fütüvvet Ağacı

FÜTÜVVET

01

Kavram Üzerine

Kavram; bir konu üzerine algımızda meydana gelen genel tasavvurdur. Bu tasavvur genel hatlarıyla soyut olur. Zihinde kavramın tasavvur hududu ne kadar geniş çizilirse o derece önem kazanır ve o ölçüde de anlaşılır hale gelir. Anlam ve önem birleşimi neticesinde de zihinde bir değer meydana gelir. Bu doğrultuda doğru öğrenilmesi, anlaşılması ve değerinin hakkının verilmesi gereken kavramlar vardır ki fütüvvet bunlardan bir tanesidir. Etimolojik açıdan Arapça kökenli bir kelime olan ‘fütüvvet’ kavramı, lügavi manada; gençlik, kahramanlık, cömertlik gibi anlamları taşımaktadır.

Kelimenin köken olarak yapısı tekil formda ‘feta’dır. Latin dilinde ‘feta’ kelimesi; gençlik manasına gelen ‘adolescens’ kelimesinin muadili olan ‘iuvenis’ kelimesinin karşılığı olarak kullanılır. Genç ve yiğit anlamında olan fetâ kelimesinden türeyen fütüvvet kavramı, İslâm öncesi Arap toplumunda; bir kimsenin başkalarının hak ve menfaatlerini kendi hak ve menfaatlerinden üstün tutan, başkalarının hatalarını görmezlikten gelen, sözünde durup sadâkat gösteren, kendini başkalarından üstün saymayan kimseler olarak tanımlanır.

02

Kavram Coğrafyası Üzerine

Fütüvvetin formunu, karakterini oluşturan fetâ kelimesinin kullanımı, İslâm öncesine dayanmaktadır. Irkı, dili, mezhebi ne olursa olsun her toplumun içinde bireysel anlamda karakteriyle, ahlâkıyla ön planda olan kimseler vardır. İslâmdan önce Arap toplumunda da ahlâkı ile anılan kimseler fetâlar olmuştur. Fedâkâr, cömert, mert ve daha da önemlisi başka insanları önemseyen bir anlayış ile hareket ediyor olmaları, ayırt edici davranışları olarak gösterilmiştir.

Fetâ kavramının Arapça kökenli olması, kavramın sosyal ortam ve bölge bakımından incelenmesini de gerekli kılmaktadır. Çünkü bu bağlamdan değerlendirme yapmak, kavramın hem köken karakterini hem de kelime karakterini anlayabilmek adına sağlam bir zeminden incelenmesini kolaylaştırmaktadır. Sosyal ortam ve bölgeden maksat, genç anlamına gelen fetâ kavramını Arap Yarımadası’nın Güney bölgesi ile bu bölgede yaşayan insanların fıtrî iklimleri üzerinden anlamaya gayret etmektir. Yerleşik düzenin, kurumsal hayat kimliğinin ön planda tutulduğu Güney bölgesi; “Arabiya-ı Sâide” ismiyle de bilinen bir bölgedir.

Bu coğrafî alanda Yemen, Hadramut ve Umman gibi önem arz eden üç belde bulunur. Coğrafî şartlar içerisinde yapısal ve iklimsel anlamda mühim bir yer tutan bu alanlar; bölgenin siyâsî, kültürel ve ticarî bakımdan güçlü bir yapıya sahip olmasına katkı sağlar. Coğrafya dalında antik dönemin kıymetli ismi olan Strabon (ö. 23); “…Arap Yarımadası’nın güney kısımları dört millet tarafından paylaşılmıştır” şeklindeki açıklamasında, Güney bölgesinin ne kadar kozmopolit bir bölge olduğu fikrini perçinleştirmiştir.

03

Kavramın Erdemi Üzerine

Fütüvvet, mânevî yönü yanında sosyal bir sistem olarak da tezâhürü bulunan bir kavramdır. İnsan yaratılışı gereği, sosyal yaşamını bir tabiat üzere konumlandırır. Bu tabiat onun davranış usûlleri geliştirmesine yardımcı olur. Usûl ve yöntemler; mizacına, ruhuna, ‘nasıl bir insan olması gerektiğine dair’ sinyaller gönderir. Böylelikle insan, kendisi ile ilgili davranış modelleri geliştirir. Toplum içerisindeki varoluşuna doğrudan etkisi olması hasebi ile ahlak, bu anlamda; insanda barınan özellikleri ifâde eden fıtrî bir kabiliyet ve davranış modelidir. Burada usûlden maksat; insanın amacına uygun davranışlar sergilemesini, ahlâkî hayatı adına faydalı durumları inkişaf ettirmesini, yöntemden maksat ise doğru davranış metodunu belirlemesini, ahlâkî olarak doğru olmayan davranışlarından arınmasını ifâde etmektir.

Fütüvvet ahlâkının üzerinde durulmasının nedenlerinden ve onu gerekli kılan sebeplerden birisi; insanı öncelemesi ve insana değer vermesidir. İnsana duyulan saygı aynı zamanda onun inancına, duygu ve düşüncelerine de saygı duymak demektir. Fütüvvet kavramı günümüz dünyasına revize edildiğinde, en temelde yüksek ahlak davranış modeline sahip insan profili ortaya çıkmaktadır. Bunun en güzel ifadesini Farabi şöyle izah etmiştir:

“Erdemli insan, bütün organları canlı varlığın hayatını tam kılmak ve onu bu canlı durumda tutmak için birbirleriyle yardımlaşan tam ve sağlıklı bir bedene benzer. Bedendeki tüm azaların sağlıklı olabilmesi için de erdemin muhâfaza edilmesi gerekir.”

İnsan bir cevherdir. Dünya hayatı; bu cevherin maddî ve mânevî güzellikler ile Hakk’tan ayrı kalmadan açığa çıkabileceği yegâne yerdir. Hakk’tan ayrı olmadan halkın arasında yaşayabilen kişi fetâdır. Cevherinin farkında olan ve özünün açığa çıkması için mücâdele eden her insan birer fetâdır. Güzel ahlâka âit hasletler, yaratılıştan insana bahşedilmiştir. Farkındalığını firâset ile birleştiren kimse, fütüvvet ahlâkını yaşamaya gayret eden kimsedir.

Bu gayreti daim kılmak niyeti ile...

Ebü’l-Hasan Harakâni (K.S)

Sen kendi yokluğunu O'na sunarsan, O da kendi varlığını sana ihsan eder.

bottom of page